>> İstinye Suları

Bildiğimizi sanırız. Karşımızdaki bizi bilir, biz de onu. Oysa yanılgıdır bu. Kimse tanımaz kimseyi. Bazı anlar vardır, deriz ki tamam, ben onu tanıyorum, o beni tanıyor. Kimdir o, bir dosttur, bir arkadaştır, bir sevgilidir. Büyük anlar yaşamışızdır, sonsuz aydınlıklar kurduğumuza inanarak. Her şey açıktır, ortadadır. Gizlilik yoktur, kuşkulu yönler yoktur. İki insan saydam birer yaratıktır birbirinin gözünde. “Sen bunu biliyor musun?” demek bile gereksizdir. Mutlu oluruz, huzurlu, rahat oluruz bu bilmenin bilinmenin güvencesiyle. Sonra birden o saydamlığın bir yanılgı olduğu görülür. Bir davranışınız, bir sözünüz yanlışlıklara yol açmıştır, ters yorumlara uğramıştır. Bir bakmışsınızdır, bildiğinizi, tanıdığınızı sandığınız, buna iyice inandığınız kişi bir başkasıdır. Sizin değildir o. Elinizden kayıp gitmiştir uzağa. Ya da sizi itmiştir ötekilere. Hani biliyordu, hani tanıyordu? Ya da siz onu bildiğinize, tanıdığınıza o kadar inanmıştınız hani? Birden yabancılaşır insan çevresine bu anlarda, tek bir dost, bildik bir arkadaş kalmaz, kalmasını da istemez zaten. “Sen bunu biliyor musun?” diye seslenirsiniz. “Sen hiç bir şeyi, ne beni ne kendini biliyorsun” anlamına gelir önünde sonunda.

İstinye Suları, sy. 50

Yorum bırakın